17 Temmuz 2014 Perşembe

iyiyim dersen iyi olursun!! yazar burada kimi kandıryor


iyi değilim ama iyi değilim diyemiyorum. dışarıdan gayet normal görünüyorum. içimde bir curcuna. sürekli hesaplaşma. kabul etmeme.... "takma kafaya geçecek" lafının bana hiç bir tesiri yok. ah bilseler. 
"prensip olarak asla  kafaya takmam dediğim şeyi altı ay düşünürüm" de ki ünlü düşünür benim. 





13 Temmuz 2014 Pazar

terketmek mi terkedilmek mi



terkedilmenin insan egosunu yaraladığı için daha geç kabul edilip unutulduğu ile ilgili bir yazı okumuştum. ayrıldıysanız ve terkedildiyseniz "ben terkettim" deyin diyordu :) tıpkı kovulmadım istifa ettim gibi :)) terk edilmek insanı yaralıyor gerçekten. arabesk filmindeki şener şen in hastanede olduğu ve sürekli "terkedildim" diye aynı nakaratı tekrarladığı bölümü hatırlayın :D işte bu durumda şener şen in rolüne büründüğü kişiyi değil yan yatakta yatıp iyice deliren arkadaşını ele alacağız bugün :)


bir olayı yaşarken o olayın sadece sizin yaşamınızla ilgili olduğunu düşünmeyin. aynı olay kadaşlıklarınızı, dostluklarınızı, akrabalarınızı ve bilimum bütün alakadar çevrenizi sınar.
çoğunlukla da farkına varılmaz. "ne oldu anlamadım aramıza soğukluk girdi" durumu vuku bulur.
şimdi daha iyi fark ediyorum. bir sevgi sadece beni değil bütün çevremi bir sınava tabi tutmuş.
daha mütevazi yaşayacağım diye aldığım kararları, yaşama bakışımı, dostluklarımı vb. bir çok şeyi. o kadarla da kalmamış üstelik.


ben ben değildim sanki başka biri oldum. ilk defa bu yüzümü gördüm. kendi karar vermekte zorlanan atacağı her adımda kararsız bir yapıya büründüm. önceki yıllarda kendime sabırsızlığım yüzünden kızdığım olaylar olmuştu. okulda evlere şenlik bir hizmetlimiz vardı. sonra daha sabırlı olmadığım için kendime kızmıştım. çünkü bunlarda birer imtihandı ve ben pekte başarılı olamamıştım.


kendimi sabırlı bilirdim ama birine bu kadar tahammül edeceğim aklıma gelmezdi. böyle durumlarda yanınızda olanlar çatlıyor tabi :)
sevgi insan hayatındaki en önemli şey. sevginiz varsa tahammül var sabır var mutluluk var
sevilmediğimi anlayana kadar kimseyi bırakamam ben. bırakmadım da.
sonra fark ettim ki sevince de bırakamıyormuşum. üstelik bunun için özel olarak zorlanmama rağmen :)


ee tabi arkadaş faktörü bu durumlarda devreye giriyor. bozuk plak gibi aynı şeyleri cızırtılı cızırtılı tekrar ederken defalarca dinlemek kolay değil. üstelik sizin neredeyse hep olumsuz şeyleri anlattığınız kişiye tahammül dereceleri sıfırın altındayken.
hani evliyken annenize kendi çözebileceğiniz olumsuz şeyleri anlatmayın derler ya bu sanırım yakın arkadaşlıklarda da geçerli. çünkü hepsi aynı doğru açıdan yaklaşamıyormuş. mesela kendileri aynı durumda hiç de olmayacağı bir şekilde ahkam kesebiliyorlar. kendisi aykırı bir evlilik yapıp"aaa senden bunu hiç beklemezdim" gibi üstü kapalı kınama mesajlarına hiç girmiyorum :)
karşınızdakini sevmeniz için mutlaka bir şeyler vardır ki sevmişsinizdir kendi saf duygusu yanında. bu hep görmezden gelinir böyle durumlarda.

benim bir pişmanlığım yok. çok sevdim. insan sadece mükemmel olanı sevmiyor. bu başka bişey. eksikleriyle de kabul edebilir sevebilir olmadıktan sonra gerçek sevgi olmuyor ki. insan herkese aynı şeyi hissedemiyor. ben terketseydim sonra her ne olursa olsun pişman olacaktım. o da aynını düşünüyordu. bekledik. sonunda söyle artık deyince ...kendimi tutuyorum şimdi ama ilk gün rahatladı mı diye baktım ne yapayım. karne günü çocuklarla fotoğrafları var. belli ki gece uyumamış, üzgün. bunlar aklıma gelince affedeceklik oluyorum...aklıma kötü şeyler gelmesi gerekirken ve bunlar o kadar da bolken hep iyi şeyler geliyor mutlu anlar. ama bir yanımda kırgın çok kırgın parça parça kırık dökük. ben sevdiklerimi terk etmedim hiç Allah mecbur bırakmasın öyle denemesin beni inşallah.


böyle durumlarda zaten o sana layık değildi o seni hak etmiyodu teselli klişeleri yaygındır malum. içlerinden en merhametlisi hep mantık üzere konuşanı çıktı. üzüntüme dayanamayıp "ne olur üzülme bu kadar belki her şey düzelir. barışırsınız" dedi. hem çok şaşırdım hem içim ısındı. merhamet şefkat her gönülde ayrı güzel duruyor.
seyhanım sinir hastası olmadıysa da ramak kaldı ama savaş alanını terk etmedi. severim savaşçıları.
yalnız gözünde küçük şapşal bir çocuk gibiyim sanırım :)

evet insanın her ciddi sınavı dostlukları da şöyle bir gözden geçiriyor. arada kalanlar oluyor ve bu insana pek dokunuyor. fakat daha henüz atlatmış olmamama rağmen hatta çokça içinde olmama rağmen her insanın ömründe bir kere aşkı yaşamasını dilerim. insana insan olduğunu niye yaratıldığını çokça hatırlatıyor. yiyip içen maddesel bir varlık olmaktan uzaklaştırıyor.
ve fakat yine dilerim sonu da başı kadar güzel olur, mutlu olur.

12 Temmuz 2014 Cumartesi

ayrılıklar


Bu yıl o kadar çok değişiklik oldu ki.
Bloglardan birinde yaşlılar apartmanı diye bi yazı okumuştum. yazı da
"biz küçükken ananemlerin oturduğu yere yaşlılar apartmanı derdik. apartmandaki herkes yaşlıydı. şimdi bizler evlenip ayrıldık bizim apartmanlarımızda yaşlılar apartmanı olacak " şeklinde devam ediyordu.
Geç evlendiyseniz ya da henüz evlenmediyseniz fark edersiniz daha dogrusu siz giden degilde kalan olduysanız çokça....Oyun arkadaşlarınız, komşu çocuklarınız yani akranlarınız hatta sizden epeyce küçük olanlar bile evlenip gittiğinde bir ıssızlık hissedersiniz.
sanki her gidende, bir kişi değilde herkes gitti kimseler kalmadı hissi oluşur.
Arkadaşlarımdan biri taaa Sivas a evlenip yerleşti. Diğeri yine oraya pek de istemeden tayin istemek zorunda kaldı. Okulların ayrıştırılması sürecinde 8 yıldır birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan ayrıldım.
Bu yıl ölümle gelen ayrılığı da yaşadık. Son olarak hiç de alakamız olmayan bir komşu daha memleketine göç etti.
Çevremizdeki sabit insanlar komşular yakınlar arkadaşlar özellikle belli bir süreğenlikten sonra insanda bir alışkanlık ve güven duygusu oluşturuyor.
Arkamı dayarım güveni değil bu. karanlıkta bile yolumu bulurum etrafta ne var biliyorum ya da düşünmeden nasıl giderim diye çarşıdan eve otomatik olarak yürümek gibi.
İnsan büyüdükçe ayrılıklar olacağını fark ediyor evet ve fakat bazı ayrılıklar daha çok yaralıyor.
Ah Züleyha  !
bütün saraylar zindandır şimdi, biliyorum
ve hiç bir kuyudan çıkıp gelmez beklediğin
biten günle beraber sende gözlerini yum
ayrı düşmek değil midir zaten ölüm dediğin ...

9 Temmuz 2014 Çarşamba

İstanbul ve yeryüzü hüznü avutacak gibi değil...


"ayrılığa ulaşabilseydik, ona kendi  acısını tattırırdık"

tarih tekerrür eder...


son bir buçuk yıla baktım twitter dan burdan facebook dan insan aynı tarihlerde aynı şeyleri yaşar mı ?
tarihler nasıl birbirinin aynı.
her şey öylesine soluk ki. 
kendimi biraz katılaşmış hissediyorum...

Mülk gibi söz de, ne senin ne benim.
Cümle gibi aşk da ne senin ne benim.
Söz de,
aşk da,
ne benim ne senin.
Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ışıklı nisan yağmuru
ne kadar Allah’tansa,
mülk gibi söz de ve aşk da
O’ndan.


her ne olursa olsun sevgi kadar güzel bir nimet yok yeryüzünde 
rızık deyince yanlız yiyecek sanmayın denir çok da doğrudur.
sevgi kadar güzel rızık azdır..

nazan bekiroğlu yusuf ile züleyhayı anlatırken benim söyleyip söyleyemediğim ne varsa çok güzel anlatıyor.
"ışık tek bir noktadan dağılır. İnsan o ki, O'ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icabı. Sen tahtına yazıcı kimi oturtsanda, beşeri bir sevgili ya da cismani bir aşk gibi görünen hiç bir yol O ndan özgeye çıkmıyor aslında..."