Sayfalar

23 Kasım 2011 Çarşamba

öğretmen olmak



herkesin ilkokul öğretmeni aklındadır.
ama arası açıldıkça ortaokul lise ve sonrasındaki öğretmenlerin kaçını hatırlar insan. 


bu gün için yazılacak şüphesiz çok şey var.
öğretmenliği rahat, tatili bol,  çalışma saatleri az kestane kebap olarak görenlerin sayısı biliyorum az değil. 
içine girmeyince ne yazık ki bilinmiyor.
geçen gün bloklardan birinde bir araştırma için bir kaç saatliğine okula giden bir bloger gün sonunda yorgun düştüğünü kulaklarında çocuk seslerinin yankılarının sürdüğünü,çocukları zapt etmekte ne zorlandığını yazmış. ardından "biz de mi böyleydik. öğretmenlerimden özür diliyorum ". demiş. 



düşünün bir soruya kaç kere yanıt verebilirsiniz ?
aynı kelimeyi, cümleyi ya da yönergeyi kaç defa tekrarlayabilirsiniz?
bu iki soru sadece örnek.
sınıfta 25 kişi var diyelim. toplu verdiğiniz yönergeyi mutlaka çocukların yarından fazlasına 2 ya da 3 kere tekrar vermeniz, ve yine tamamına yakınına işlemin yarısından sonrası için hatırlatma yapmanız gerekir . 
bu en az 50 defa aynı cümleyi bir etkinlikte söylemek demek.
sonrası için yapılacak düzeltme ya da kontrolleri saymıyorum.
"yapma çocuğum, arkadaşına vurma hayır tekme de atma,sınıfta koşmak yasak,sıraların üstüne çıkmayın, kalemi kulağına sokma, makası dikkatli tut" yönergelerini hemen her gün defalarca söylemek de cabası.


yani bütün gün çoğunlukla da aynı cümleleri tekrarlayarak yüksek sesle konuşmanız demek. 
bu da bir süre sonra faranjitin boğazınıza yer etmesi 15 dk. fazla konuşamamanız demek.



öğretmen olmak demek yoğun gürültüye maruz kalmak demek.
bir süre sonra süreklilik kazanan boğaz enfeksiyonlarına,bacaklarda varis,dolaşım bozukluğu, işitme ve zihin yorgunluğunun eşlik etmeye başlaması demek.


çok rahat ve iyi bir meslek olarak görülmesine karşın sadece orta sınıf ailelerin çocuklarının eğitim fakültelerini tercih etmesi pekte kimsenin dikkatini çekmez.


öğretmen olmak demek sürekli örnek davranışlar içinde olmak, bir taraftan evrak işlerini takip etmek,bir taraftan gerekli raporları tutmak, özel eğitime ihtiyacı olan çocuklarla ilgilenmek, gerektiğinde burunlarını silmek, yemeklerini kontrol etmek hatta tuvalete götürmek demek.


bunun haricinde çocuklardan daha çok yoran,destek yerine köstek olmakta direnen velilerle uğraşmak demek. 
insan en değerli varlığını öğretmeninden başka kaç kişiye teslim edebilir ?
hemde eğitsin diye..


insan annesinin hakkını neden ödeyemez?
verdiği emek bütün ömrüne yayıldığı için 
öğretmen anne baba yarısıdır.
verdiği emek bütün ömrünüze yayılır.


zor iş yani ...
emeklerini ödemek gerçekten zor.
ama çocukların başarılı olduğunu görmek, velilerin küçük bir teşekkürü insana bütün yorgunluğunu unutturuyor.


bende bu günün anısına 
bana sadece öğretmen olarak değil 
insan olarak da örnek olan 
bendeki emeğini asla unutamayacağım 
Feza Koçali yi ve Nihat Baldan ı sevgi ve
dua ile anıyorum .

21 Kasım 2011 Pazartesi

unuttum ama neyi ?



giderek artan zaman zaman çoğalan bir unutkanlık herkes kadar beni de sarmaya başladı.


her şeyi bir video açıklığıyla kaydedip bir fil edasıyla kayıtta tutan belleğim eror vermeye başladıı ..bir balık formunda dolanıyorum 

konuşurken ne söyleyeceğimi unutuyorum.
sonra unuttuğum şeyi hatırlamaya çalışırken diğer olaylara konsantre olamıyorum..

olaylar hızla giden bir arabanın durmasıyla arkadakilerin gelip ona çarpmaları gibi karışmaya başlıyor..

misal yazıyı yazarken başka bir şey düşünüyordum şimdi hatırlamıyorumm :) 
bir sohbet esnasında tam konu ile ilgili bir fıkra ya da hikaye aklıma geliyor anlatmaya başlıyorum. ama o da ne yarısından sonrasını hatırlamıyorum :))

konuyu uzaylı şarkıcı olarak bilinen tanınmış kişinin yıllar önce tv. anlatılan bir anısı ile bitireyim..

uzaylımızın eşinden başka bir de dostu var. dostu ile aynı evdeler iken kapı çalıyor. gelen uzaylının resmi nikahlı eşi. izlerini bulmuş suçüstü yapmaya gelmiş. kapıyı sevgili açıyor.sevgiliye "sen kimsin" diyor eş. sevgili " asıl sen kimsin" derken bizim uzaylı geliyor. iki kadın da "bu kim" ? diyor birbirleri için. uzaylının cevap kendine yakışır cinsten 
"sen kimsin, bu kim, ben kimim" :))) 


19 Kasım 2011 Cumartesi

alkışlarrr 2 :))


"öğretmenim siz bu sabah sınıfa miral ile geldiniz , hem de ona oğlum diyosunuz
yoksa gerçekten oğlunuz mu"
"hayır yağmur sadece birlikte geldik hem hepinize oğlum, 
kızım diyorum ya"
"ama ikiniz de geç kaldınız demek ki aynı evde yaşıyorsunuz ve o sizin oğlunuz " diyen yağmur a,


sıraların yaslanacak yeri olmadığı halde bunu unutup
 "çocuklar kollarınızı bağlayın arkanıza yaslanın" 
diyerek çocukları yere seren zümrem e 


kocaman alkışşşşş :))

18 Kasım 2011 Cuma

gün olur...

gün olur,başımı alır giderim, 
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda 
şu ada senin,bu ada benim, 
yelkovan kuşlarının peşi sıra. 
dünyalar vardır,düşünemezsiniz; 
çiçekler gürültüyle açar; 
gürültüyle çıkar duman topraktan;

 
hele martılar,hele martılar, 
her bir tüylerinde ayrı telaş!.. 
gün olur,başıma kadar mavi; 
gün olur,başıma kadar güneş; 
gün olur,deli gibi...

17 Kasım 2011 Perşembe

dört mevsim


Bir zamanlar dört oğlu olan bir adam varmış.. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.İlk oğlan kışın gitmiş, ikincisi ilkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda. Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne görüklerini sormuş.


İlk oğlan ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söylemiş.

İkinci oğlan, “Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı” demiş.

Üçüncü oğlan başka fikirdeymiş. “Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmedim” demiş.

Sonuncu oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtmiş.

Yaşlı adam oğullarına hepsinin haklı olduğunu söylemiş. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmiş.

Onlara bir ağacı veya bir insanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalışmış.
Ya da neye sahip olup olmadıklarını...
Şu sözlerle nasihatını tamamlamış:

“Gerçekleri ancak sonunda, dört mevsimi gördükten sonra görürsünüz.
Eğer kışın vazgeçersen ilkbaharın nimetinden olursun, yazın güzelliğinden ve sonbaharın bütünlüğünden de. Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.
Hayatınızı bir mevsim (bir dönem) yüzünden yargılamayın.

tabii diğer insanları da ...

12 Kasım 2011 Cumartesi

kul kurar , bakalım kader ne der ..

zaman gelir geçer söz uçar yazı kalır
haydi bakalım ömrüm olursa, bir yıl sonrasına kadar  ...........
saçlarımı bu sefer tam uzatmak
ingilizceden belirlediğim dersleri doğru dürüst bitirmek
kelime ezberleyeceğim 1000 adet
photoshopu tamamen öğrenmek
listeye koyduğum iki adet animasyon programı öğrenmek
org u ilerletmek
doğru dürüst kitap okumak
daha çok film izlemek
mesneviyi bitirmek
her şeye kafa takmamak
insanların beni üzmesine izin vermemek
dinleceksem de hakkını vermek, çalışacaksam da hakkını vermek
daha kuvvetli olmak
şikayet etmemek
kaygıya,endişeye yer vermemek
kaçak dövüşmemek
zamanı verimli kullanmak
hedeflerim olsun inşaallah ......

11 Kasım 2011 Cuma

yalnız doğum günü

                        hiç kimseyi sevemezsin 
                       sandığım zamanlar      
                       dalga kıransız bir çocuk 
                       bütün limanlar    
                       başladığı yerde biter tüm yolculuklar     
        
bu gün benim doğum günüm
bu kez biraz daha farklı  
bir köşeyi daha döndük 
kendimi bir kaç yıldır bu güne hazırlıyordum
onun için kendimi kötü hissetmeyecektim dün berbat geçmeseydi ..
en azından bugün yalnız olmasaydım...
kendimi bu kadar yalnız hissetmeseydim...
insan böyle günlerde yalnız olunca kendini nedense çok kötü hissediyor.


hiç çok şanslı olmadım..
hiç böyle olmadı, hiç şöyle olmadı demek istemiyorum...
ama her başladığım da hüzünle devam ediyor düşünceler..
aklıma hüzünlü şarkılar,şiirler geliyor..


bugün benim taa çocukluk yıllarından beri görebildiğim hayal edebildiğim en uzak noktaydı


bu tarihe göre ve bu tarihe kadar planlar yapmış hayaller kurmuştum.


geçenlerde fark ettim ki bu tarihten ötesi için hiç bir şey düşünmemişim
ne kadarı gerçekleşti diye bakınca pek bakasım gelmiyor :)


şimdi yeni başlangıçlar yapma, yeni hayaller kurma vakti belki de ..
kabullenme..
vazgeçme..
içimdeki savaşçı şaşkın,kızgın,kırgın ve hüzünlü...
ama hep "anahtarların ters dönüp ışığa kavuşacağı günü" umut ediyor..


dünya her şeye rağmen
bütün karanlığına, şanssızlığıma,
her köşesine, her anına buluşan hüznüne, 
bambaşka yönlere doğru akmasına rağmen,
içinde barındırdığı umut azalsa da yaşamı,
bize verilen hayatın sebebini, varlığını tanımak güzeldi.


bana ayrılan sürenin en taze kısmını geride bırakırken
varlığıyla beni mutlu eden 
hayatıma anlam katan ,
renk katan herkese teşekkürler...


Beklemediğim anda karşıma çıkan ayrılıkları,
Aniden bastıran kışı,
Aynaya her baktığımda değişen kadını,
Mevsimler içinde mutlaka bir sevinç getiren yaz'ı,
Gülünce yüzleri bayram yeri olanları,
"Geçecek"diyerek yarama üfleyenleri,
Okuduğunu anlayanları,
Anlayıp da susanları,
Cesur olanları,
Yeniden başlayanları
Geride kalanları
Ve
Hayatın mutlak coşkusunu,
Sizi,
Seni,
Her şeye rağmen üstelik

"Gördüğüme sevindim!"


                   bu da şarkısı olsun ...